Bora Güngören
Türkiye’de özgür yazılımın ve Linux ekosisteminin teknik ve topluluk temellerinin atıldığı dönemden bu yana bu alanda çalışan bir gönüllü olarak, odağımı her zaman çözüm odaklı ve uygulanabilir bir pragmatizm içinde tutmaya çalıştım. Erken dönemde özgür yazılım sanallaştırma araçlarının geliştirilmesinde yer almam nedeni ile buluta çoğu akranımdan erken geçiş yaptım ve "enshittification" nasıl gerçekleşti yaşayarak deneyimledim. Son yıllarda hem kurumsal açık kaynak şirketleri hem yapay zeka odaklı girişimlerle birlikte çalıştığım için camiamızın içindeki truva atlarını teknik, idari, hukuki ve özellikle ticari yönleri ile deneyimliyorum. Bilişim sistemlerinin sahipleri için kara kutu olmayan, denetimi gerçekten ellerinde tuttukları bir bulut ve yapay zekayı özgür yazılım üzerine inşa etmeye odaklanıyorum.
Session
Dijital dünya, Cory Doctorow’un platform çürümesi (İng. enshittification) olarak tanımladığı, kullanıcının ve kurumların sistematik olarak mülksüzleştirildiği bir darboğaza girdi. Bulut bilişim ve ardından gelen kontrolsüz yapay zeka dalgası, "Dijital Egemenlik" kavramını içi boş bir pazarlama sloganına dönüştürdü. Peki, egemenlik bir masal mı yoksa bir inşa süreci mi?
Bu konuşmada; özgür yazılımın romantik bir hobi değil, dijital egemenliğin yegane stratejik bileşeni olduğunu savunuyorum. "Bulut otomatikman şeytandır" dogmasından sıyrılıp; OpenStack, Kubernetes ve Keycloak gibi araçların, platform bağımlılığına karşı nasıl birer direniş mevzisi olarak konumlandırılabileceğini tartışacağız.
Ayrıca, özgür yazılım üzerine inşa edilmiş olsa da çürümeye hizmet eden "Truva Atı" yazılımlar ile gerçek anlamda egemenlik sağlayan araçları ayırt etme kriterlerini ele alacağız.
Amacımız; teslimiyetçi olmayan, pragmatik bir özgür yazılım stratejisiyle dijital mülkiyetimizi geri almanın yol haritasını çıkarmaktır.